Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek artık WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın.
Anayasa Mahkemesi (AYM), evlenen kadının nüfus kaydının eşinin hanesine taşınmasını öngören düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi.
Türkiye'de evlenen kadınların nüfus kaydı, kamuoyunda bilinen adıyla "kütüğü", eşinin hanesine taşınıyor.
İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde, evlenme nedeniyle nüfus kaydının kocanın hanesine taşınmasına ilişkin işlemin iptali talebiyle dava açılmıştı.
Mahkeme davada uygulanacak kanun hükmünün, kadın ve erkek arasında cinsiyete dayalı ayrımcılık oluşturduğu görüşüyle AYM'ye başvurmuştu.
AYM, 10 Ağustos'ta Resmi Gazete'de yayımlanan kararında, düzenlemenin iptali talebini oy çokluğuyla reddetti.
Beşe karşı 10 oyla alınan kararda; nüfus kütüğünün kişinin hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan belirleyen bir unsurdan ziyade, idare tarafından tutulan "teknik bir kayıt sistemi" olduğu belirtildi.
Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 23. maddesinde, "Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır" hükmü bulunuyor.
Aynı fıkrada, kocası ölen kadının yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalacağı ve isterse babasının kütüğüne dönebileceği de düzenleniyor.
Ancak AYM bu fıkranın tamamını esastan incelemedi.
İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki dava, evlilik nedeniyle kadının nüfus kaydının eşinin hanesine taşınması işlemine ilişkindi.
Bu nedenle AYM yalnızca ilk cümleyi esastan inceledi ve iptal talebini reddetti.
Dul kadınlara ilişkin diğer iki cümle hakkındaki başvuruyu ise somut davada uygulanma imkânı bulunmadığı gerekçesiyle reddetti.
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), AYM'nin kararına tepki gösteren bir basın bildirisi yayımladı.
Açıklamada, "Nüfus kaydının erkek üzerinden oluşturulması, kadın özerkliğine ve kimliğine açık bir müdahaledir" ifadelerine yer verildi.
Bu makalede X içeriği bulunmaktadır. Çerez ve diğer teknolojileri kullanıyor olabilirler, bilgisayarınıza herhangi bir şey yüklenmeden önce sizin rızanızı alırız. İzin vermeden önce çerez politikasını okumak ve gizlilik politikasına göz atmak isteyebilirsiniz. Bu içeriğe ulaşmak için lütfen "kabul et ve devam et" seçeneğine tıklayın.
EŞİK, Türkiye'de kadınların kazanılmış haklarını korumak, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve şiddetle mücadele etmek amacıyla 1 Ağustos 2020'de kurulan en geniş kapsamlı sivil toplum çatı örgütlenmelerinden biri.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü de sosyal medya hesabından karara tepki gösterdi.
Güllü, "Eşitlik, kadına erkek üzerinden bir yer göstermek değildir. Eşitlik, kadını erkeğin hanesinden bağımsız bir hukuk öznesi olarak kabul etmektir" dedi.
1976 yılında kurulan TKDF, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı ve kadına yönelik şiddetle mücadele etmeyi amaçlayan bağımsız bir çatı örgütü.
Dava, nüfus kaydının kocanın hanesine taşınmasına ilişkin işlemin iptali talebiyle açıldı.
Başvuruyu yapan İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi, kadınların kendi adlarına bağımsız bir nüfus kütüğüne sahip olmadığına dikkat çekti.
Mahkeme, kadının kaydının evlenirken baba hanesinden erkek eşin hanesine, boşanma durumunda ise yeniden baba hanesine taşındığını belirtti.
Başvuruda bunun kadın ile erkek ve eşler arasındaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu savunuldu.
Kadın aleyhine cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturulduğu ve nüfus kaydında erkek eşin esas alınmasının meşru bir amacı bulunmadığı belirtildi.
Yerel mahkeme bu gerekçelerle düzenlemenin "Anayasa'nın hukuk devleti, eşitlik, temel haklar, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve aile içinde eşitliğe ilişkin hükümlerine" aykırı olduğunu öne sürdü.
AYM kararında, nüfus kütüklerinin tutulmasının, kamu hizmetlerinin düzenli şekilde yürütülmesini sağlayan "hukuki ve teknik bir hizmet olduğu" kaydedildi.
Mahkeme, nüfus olaylarının hangi sistemle kaydedileceğini belirleme konusunda kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu belirtti.
Kararda, nüfus kütüğünün kişisel kimliğin bir parçası olmadığı değerlendirmesi yapıldı.
AYM ayrıca nüfus kayıtlarının gizli olduğunu ve kimlik belgelerinde aile kütüğüne ilişkin bilgilerin bulunmadığını vurguladı.
Bu nedenle kadının kaydının eşinin hanesine taşınmasının, özel hayatına, hukuki statüsüne veya somut bir menfaatine "doğrudan ve belirleyici" etkisinin bulunmadığı sonucuna vardı.
Mahkeme, düzenlemeyi nüfus hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin teknik bir kayıt yöntemi olarak değerlendirdi.
Bu gerekçelerle hükmün Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olmadığına hükmetti.
AYM'nin kararına beş üye karşı çıktı.
Dört AYM üyesi ortak bir karşı oy gerekçesi yazdı ve uygulamanın kadın ve erkek arasında doğrudan cinsiyete dayalı bir farklılık yarattığı görüşünü savundu.
Karşı oy gerekçesinde, evlilik sonrasında yalnızca kadının nüfus kaydının değiştiğine, erkek eşin ise kendi aile kütüğünde kalmaya devam ettiğine dikkat çekildi.
Karşı oyda, nüfus kaydının idari ve teknik bir kayıt olmasının, bu farklı muamelenin eşitlik ilkesi açısından incelenmesine engel olmadığını belirtildi.
Üyeler, aile bağlarının nüfus sisteminde gösterilmesi için kadının mutlaka kocasının hanesine taşınmasının gerekmediğini de savundu.
Gerekçede, bireyi esas alan ve kadın ile erkek arasında ayrım yapmayan başka bir kayıt sisteminin kurulabileceği belirtildi.
Ortak karşı oyda, mevcut sistemin erkeğin nüfus kaydını sabit kabul ettiği, kadının kaydını ise evlilik ve boşanma gibi durumlara bağlı olarak değiştirdiği görüşü dile getirildi.
Bu nedenle düzenlemenin Anayasa'daki kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu hükmü ile evliliğin eşler arasında eşitliğe dayandığını belirten ilkeye aykırı olduğu savunuldu.
Ayrıca Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kadın-erkek eşitliğine ilişkin kararlarına atıf yapıldı.
Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve bazı diğer Avrupa ülkelerinde birey esaslı nüfus kayıt sistemlerinin kullanıldığı belirtildi.
Bir üye ise diğerlerinden ayrı bir karşı oy gerekçesi yazdı.
Karşı oyunda, düzenlemenin özellikle Anayasa'nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesi ile ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığını belirten 41. maddesine aykırı olduğunu belirtti.
Kadın ve erkek arasındaki bu farklılığın, Anayasa'nın eşitlik ilkesine uygun kabul edilebilmesi için nesnel ve makul bir gerekçeye dayanması gerektiğini kaydetti.
Kadının kaydının kocasının hanesine taşınmasını zorunlu kılan bu düzenleme için böyle bir gerekçe bulunmadığını savundu.