Küresel Tüketimin Zirvesindeki %10'luk Kesim, Çevreye Yılda 5,7 Trilyon Dolar Zarar Veriyor
2 dk okumadonanimhaber
PAYLAS:

İklim krizi tartışmalarında genellikle küresel emisyonlar ön plana çıksa da, yeni bir araştırma çevresel yıkımın faturasının toplumun farklı kesimleri arasında son derece eşitsiz dağıldığını gösteriyor. Nature Communications Sustainability dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, dünyanın en çok tüketen %10'luk kesimi her yıl trilyonlarca dolarlık çevresel zarardan sorumlu tutuluyor.
Hollanda'daki Leiden Üniversitesi ve Birleşik Krallık'taki Oxford Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışma, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Küresel ölçekte en yüksek tüketim düzeyine sahip %10'luk kesim, yılda yaklaşık 1,7 ila 5,7 trilyon dolar arasında çevresel hasara neden oluyor. Araştırmanın en iyimser tahmini olan 1,7 trilyon dolar bile, COP30 zirvesinde belirlenen 2035 iklim krizi finansmanı hedefi ile 2030 biyoçeşitlilik finansman açığının toplamını geride bırakıyor.
Araştırma, tüketim tabanlı çevresel ayak izlerini 2024 Çevresel Fiyatlar El Kitabı verileriyle birleştirerek ekonomik bir değere dönüştürüyor. Veriler, tüketim eşitsizliğinin coğrafi dağılımını da net bir şekilde gösteriyor. Küresel elit kitlenin %60'ından fazlası ABD ve Avrupa Birliği sınırları içinde yaşıyor.
Gezegensel hasarın zirve noktasında ise Amerika Birleşik Devletleri bulunuyor. ABD'deki en yüksek tüketime sahip bireylerin kişi başı yıllık çevreye maliyeti 19.000 ila 63.000 dolar seviyelerine kadar çıkabiliyor. Küresel ortalamada ise bu rakam 2.300 ila 7.500 dolar arasında değişiyor.
Uzmanlar, ortaya çıkan bu trilyonlarca dolarlık faturanın aslında oldukça iyimser bir hesaplama olduğunu vurguluyor. Çalışma, mevcut dokuz gezegensel sınırdan yalnızca dördünü (iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, besin kirliliği ve tatlı su kullanımı) kapsıyor. Ayrıca, en yüksek gelir grubundaki kişilerin karbon emisyonu oranlarının yaklaşık yarısını oluşturan finansal yatırımlar bu analize dahil edilmedi.
Araştırmacılar, çevresel zararı parasal olarak ifade etmenin doğayı metalaştırmak anlamına gelmediğini, asıl amacın sorunun devasa ölçeğini görünür kılmak olduğunu belirtiyor. "Kirleten öder" ilkesinin yüksek tüketim gruplarına doğrudan uygulanması halinde, küresel doğa krizlerinin finansman açığının önemli ölçüde kapatılabileceği ifade ediliyor. Ancak asıl önceliğin, zararın oluşmadan önce kaynağında önlenmesi olduğu da raporda altı çizilen konular arasında yer alıyor.
Bu küresel eşitsizlik tablosu, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin uluslararası iklim finansmanı taleplerinde elini güçlendiren bilimsel bir dayanak sunuyor.
İhracat yapan Türk şirketleri için Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) adil uygulanması tartışmalarını etkileyebilir.
Türkiye'nin uluslararası iklim müzakerelerinde (COP) gelişmiş ülkelerden talep edeceği finansman ve karbon vergisi politikaları için referans oluşturabilir.
Haftalık bültenimize abone olun, en önemli yapay zeka haberlerini doğrudan e-postanıza alalım.



