Koku Kaybı ve Beyin Sağlığı: Covid-19 Sonrası Artan Bilimsel Araştırmalar
2 dk okumaars-technica
PAYLAS:

Yaklaşık 14 yıl önce geçirdiği bir virüs enfeksiyonu sonrası koku alma duyusunu tamamen kaybeden Chrissi Kelly'nin hikayesi, tıp dünyasında uzun süre göz ardı edilen bir soruna ışık tutuyor. Covid-19 pandemisiyle birlikte milyonlarca insanın benzer bir durumu yaşaması, koku kaybı (anozmi) ve bunun beyin sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik bilimsel araştırmaları hızlandırdı.
Araştırmacılar, nüfusun yüzde 22'ye varan bir kesiminin koku alma bozukluklarıyla yaşadığını tahmin ediyor. Bu durum, kısmi koku kaybı (hipozmi) veya tam koku kaybı (anozmi) şeklinde ortaya çıkabiliyor. Ayrıca bazı hastalar, olmayan kokuları algıladıkları fantozmi veya kahve gibi güzel kokuların kötü algılandığı parozmi gibi rahatsızlıklarla mücadele ediyor. Geçmişte klinisyenler tarafından genellikle küçümsenen bu durum, hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor.
Pandemi, koku duyusuna yönelik benzeri görülmemiş bir dikkat ve araştırma ilgisi yarattı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Aralık 2019'dan bu yana 780 milyon rapor edilmiş vaka bulunuyor ve koku kaybı en bilinen semptomlar arasında yer alıyor. Laryngoscope dergisinde yayımlanan 2023 tarihli bir ankete göre, Covid geçiren bireylerin yüzde 60'ı geçici veya uzun vadeli koku kaybı yaşadı.
Dünya çapında milyonlarca burnun aynı anda işlevini yitirmesine neden olan virüs, bu kritik duyuya yönelik yeni bir takdir ve araştırma dalgasını tetikledi. Bilim insanları koku alma duyusunun nasıl çalıştığı hakkında daha fazla şey öğrendikçe, kokunun sadece yaşam kalitesiyle değil, aynı zamanda beyin sağlığı ile de derinden bağlantılı olduğuna dair kanıtlar artıyor.
19. yüzyılda Fransız beyin araştırmacısı Paul Broca, insanların yüksek zeka uğruna keskin koku alma duyusundan vazgeçtiğini savunmuştu. Ancak modern araştırmalar bu teoriyi çürütüyor. Koku duyusu, ebeveyn-çocuk bağını güçlendiriyor, çevresel tehlikelere karşı uyarıyor ve duygusal hafızayı şekillendiriyor. Havadaki moleküller, burun boşluğundaki özelleşmiş reseptörlere bağlanarak koku alma nöronlarını tetikliyor.
Görme veya işitme duyularından farklı olarak koku, doğrudan beynin duygu (amigdala) ve hafıza (hipokampus) ile ilgili bölgelerine sinyal gönderiyor. Ayrıca, koku soğanlarının (olfactory bulbs) yetişkinlik döneminde yeni nöronlar üreten nadir beyin bölgelerinden biri olduğu biliniyor. Bu bölge aynı zamanda virüsler, bakteriler ve hatta mikroplastikler için potansiyel bir giriş noktası olarak beynin en savunmasız kısımlarından birini oluşturuyor.
Kendi koku kaybı deneyiminin ardından destek bulamayan Kelly, iki kar amacı gütmeyen hasta grubu kurdu ve araştırmacılarla birlikte 30'dan fazla akademik makale yayımlayarak bir topluluk bilimcisine dönüştü. Bilim dünyası, koku duyusunun sadece yaşamı zenginleştiren bir detay değil, aynı zamanda nörolojik sağlığın kritik bir göstergesi olduğunu giderek daha net anlıyor.
Türkiye'de milyonlarca kişinin geçirdiği Covid-19 sonrası koku kaybı şikayetleri, bu alandaki nörolojik araştırmaların yerel sağlık sektörü için de önemini artırıyor.
Türk sağlık ve araştırma kurumları, koku kaybı ve nörolojik etkileri üzerine yeni tedavi yöntemleri geliştirebilir.
Nöroloji ve KBB alanındaki Türk araştırmacılar için yeni bir disiplinlerarası çalışma alanı oluşturuyor.
Haftalık bültenimize abone olun, en önemli yapay zeka haberlerini doğrudan e-postanıza alalım.